12 Haziran 2009 Cuma

Mesleği : Bağımsız

İşsiz birisine nerede çalıştığı sorulduğunda verilen “Bosch’tayım” gibi geyik cevaplardan birisi değil bu. Dünyanın yerel bankası’nın müşteri bilgi formundaki bir seçenek. Bu formu doldurduktan sonra iki kere kredi kartı limitimi arttırmaları, 2-3 haftada bir arayıp kredi/sigorta satmaya çalışmaları da bağımsızlığa düşkünlüklerinden olsa gerek.


Bağımsız hayat da iş hayatına biraz benziyor aslında. Bilgisayarın başına geçip -iş yazışması- yap, sağa sola gidip ürününü satmak için sunumunu yap, fiyat teklifini geç ve beklemeye başla... Bu işin en önemli zorluğu çalışma saatlerinin son derece değişken ve belirsiz olması. Fazla mesai gibi bir kavram yok ama işinizi bırakıp tatile çıkmak da riskli.


İnsan Kaynakları bölümleri sanırım adayların düzensiz düzenine uyum sağlamışlardı. Öğleden önce arayan, saat 2’den önceye randevu veren pek olmuyordu. Bir sabah tam yatmaya hazırlanırken arayan İnsan Kaynakları Hanımefendisi ya işinde yeniydi, ya da biz bağımsızlara kendince ufak bir işkence yapmak niyetindeydi. Telefonumda kayıtlı olmayan, her halinden şirket numarası belli olan aramayı görünce ufak bir ses kontrolü yapıp telefonu elimden geldiğince enerjik, kararlı bir şekilde cevapladım. Karşımdaki uyanmamı beklediği için hazırlıksız yakalanınca yaşanan bir iki saniye sessizlikten sonra benden daha uykulu, tekdüze sesiyle kargaların kahvaltı saatine denk gelen görüşme zamanını bildirdi. Ertesi gün normalde uykumun ortalarında olduğum bir saatte oradaydım. Doğuya bakan bir toplantı odasında iş başvuru formunu doldurmaya başladım. Kış güneşi, hep yaptığı gibi yanlış zamanda tepeme dikilip uykusuzluğumu besliyordu. Formun ikinci sayfasını doldururken göz kapaklarım yarıya kadar inmiş, kalemi tutan elim ezbere hareket etmeye başlamıştı. Neticede hem o işi alamadım, hem de aynı olayın başıma gelmemesi için uyku saatlerimi normale çekmeye başladım. Artık çalışan birisinden tek farkım kalmıştı, maaş.


İlk zamanlar daha -malum dört harfli- kendini çok belli etmemişti, hatta malum kişi henüz Euclid’in kemiklerini sızlatmamıştı. Kısa vadede iş bulacağımı, hatta hangi teklifi kabul edeceğime karar vermem gerekeceğini düşündüğüm bu günler kısa sürede tersine dönmeye başlamıştı. Kimi şirket e-posta yoluyla, kimisi telefonda, bazıları da derin bir sessizlikle -dört harfli- ile tanıştıklarını, eleman alımlarını durdurduklarını beyan ettiler. Talep sıkıntısının yanına bir de bağımsızlığa geçen çok sayıda meslektaşım olması işleri daha da sıkıntılı hale sokmuştu.


Evet sevgili okur, bu aşamadan sonra olanları belki ileride anlatmaya devam ederim ama şimdi hikayemizin mutlu sonuna gelelim... Yarın evraklarımı toparlayıp önümüzdeki hafta bağımsızlığa bir süre için ara veriyorum. Bağımsız arkadaşlar, umudunuzu kaybetmemeniz dileğiyle, kalbim sizinle...


Sevgilerimle,

Gökhan

1 yorum:

  1. Muhteşem yazını Ayo'dan Better Days eşliğinde okumam bir işaret bence :) dilek olay tam 2 sene, fakat hikaeyine devam edip milyonlara bu güzel kısa olmayan kıssadan hisseyi aktarmalısın.

    Günün sözü şu olsun: Life is being able to expect the unexpected...

    YanıtlaSil

İzleyiciler